Sosyalist Düşünme ve Sosyalist Tiyatro

Tüm sanat akımları bir düşünme biçiminin, bir dünya görüşünün hayatı anlama ve anlatma biçimleridir. Dolayısıyla; bir sanat akımı ifadesini bulduğu düşünme şeklinin ve böyle düşünen bireylerin toplum içinde yayılmasına hizmet eder. Eski Yunan tiyatrosunun yaptığı buydu, gerçeküstücülerin, varoluşçuların ve hatta dadacıların yaptığı da buydu. Değişik toplumsal şartlara bağlı olarak oluşan tüm tiyatro biçimleri ve akımları da bu duruma dahildir ve bir yaşam kültürünün ve bir düşünme şeklinin yayılmasına hizmet eder. 
 
Eski Yunan dünyası, köleci toplum düzenleri ve sermaye birikimleri sayesinde onlardan önceki uygarlıkların bilgi birikimlerini de iyi değerlendirerek yüzyıllar sonra bile seviyesine erişilemeyecek bir uygarlık yarattı. Yaşamsal üretimlerini ve gündelik işlerini kölelerine yaptıran Yunanlılar ekonomik zenginliklerinin de etkisiyle düşünmeye ve savaşmaya bol bol zaman buldular. Savaşmak çok değilse de, düşünmek ve boş zaman felsefe ve sanatın önünü açtı. Eski Yunan toplumu bu iki alanda bir hayli ilerledi. Tabii tiyatro da bundan nasibini aldı. Bu dönemde tiyatro sanatı tüm tarihinin en parlak zamanlarından birini yaşadı Yunanistan’da.
 
Eski Yunan toplumu sınıflı bir toplumdu ve çarpık bir demokrasi ile yönetiliyordu. Yunan tragedyası ise Yunan demokrasisinin çarpıklıklarını taşıyordu. Çok sayıda seyirci alabilen açık hava tiyatrolarında halka açık oynanan oyunlarda, sadece Tanrılar ve aristokrat sınıftan kahramanlar konu edilirdi. Oyun mantığı, seyircinin oyundaki kahramanla özdeşleşmesi üzerine kuruluyordu. Oyunun başında imrenilecek bir yaşama sahip olan kahraman, oyun içinde yaptığı bir hatayla trajik bir sona sürüklenir. Kahraman, her zaman karakterindeki bir aşırılık yüzünden hata yapar. (mesela kendine aşırı güven, aşırı cesaret, özellikle sadece bir tanrıya duyulan aşırı sevgi, aşırı öfke vb.) Bu trajik sonun seyircide acıma ve korku duygularını uyandırması amaçlanır. Böylelikle seyirci özdeşleştiği kahramanın trajedisi üzerinden duygusal bir boşalma yaşayacak, kendindeki aşırı duygulardan arındırılacak, dolayısıyla, site kanunlarına ve toplumsal kurallara uygun bir şekilde yaşantısını sürdürecektir. Eski Yunan tragedyasında hiçbir şeyde aşırılığa kaçmayan dengeli, ölçülü ve gerçek dışı ideal bir insanın propagandası yapılır. Oyunlarda kurulu düzene ya da otoriteye başkaldıran kahramanlar - haklı olsalar bile - ya ölürler ya da şiddetle cezalandırılırlar. (Antigone, Zincire Vurulmuş Prometheus örneklerinde olduğu gibi) Özdeşleşme ve arınma (Katharsis) üzerine kurulu olan bu sistem uzun yıllar boyunca Avrupa tiyatrosunun temelini teşkil etti. 
 
Sanayi devrimi ile birlikte üretim ve tüketim ilişkilerinin değişmesi hayatı kökünden değiştirdi. Büyük bir değişim başlamıştı, eskiye dair her şey hızla değişiyordu. Artık insanların önlerinde anlayamadıkları bir dünya ve pek çok yeni sorunlar vardı. Antik Yunanistan’da oluşturulan tiyatro biçimi bu sorunları ifade etmekte yeterli olamıyordu. Sanayi üretimi insanların düşünme şeklini de değiştirmişti. Böylece tiyatroda değişmeye başladı. Birbiri ardına yeni tiyatro biçimleri denenmeye başladı. Tiyatro sahnesinde pek kahramansı özellikler göstermeyen trajik bir karakter beliriyordu yavaş yavaş. Dışarıdaki çılgın dünya karşısında içine kapanan, uyumsuz bir karakter. Çehov’dan Beckett’a bu karakter şekillendi. Tüketim toplumunun çözülmekte olan toplumsal ilişkileri ve uyum sağlayamayan bireyi Saçma düşüncesini (A. Camus) ve uyumsuz tiyatroyu yarattı.
 
Sanayi devrimi aristokrasiyi ortadan kaldırırken yeni bir sınıfı ortaya çıkardı. Proleterya. İşçilerin kendilerini fark etmeleri ve sınıf bilincine varmaları dünya tarihinde şimdiye kadar ortaya çıkan en devrimci dinamiği oluşturmuştu. Proleterler dünyayı değiştirmekte kararlıydılar. Meyerhold ve Piscator bu sınıfın tiyatrosunun ilk temsilcileri olarak öne çıktılar. Meyerhold sanayi devriminin kitlesel üretim gücünden, Piscator ise gelişen teknolojinin sağladığı olanaklardan etkilenmişti. Her ikisi de sosyalist düşüncenin tiyatrosunu şekillendirmeye çalıştılar. Proleteryanın dünyayı değiştirmekteki kararlılığı Bertolt Brecht’in Epik Tiyatro kuramı ile tiyatroda vücut buldu. Epik Tiyatro Antik Yunan’dan beri kullanılmakta olan dramatik yapıya, seyirciyle oyun kahramanın özdeşleşmesine, seyircinin oyun sonunda arınmasına şiddetle karşı çıktı. Epik Tiyatro için bütün bunlar seyirciyi oyun izlerken pasifleştiren, düşünsel olarak etkinleşmesini önleyen ögelerdi. Brecht bunların yerine tiyatroya epizodik yapıyı ve yabancılaştırma efektlerini getirdi. Toplumsal ilişkileri tarihselleştirme ile tartıştı ve toplumların değiştiğini anlatmayı amaçladı. Brecht’in istediği düşünsel, eleştirel, yaşadığı toplumun temel kriterlerini sorgulayabilen insanlar yaratmaktı. Seyirciye aktarmak istediği bir düşünme biçimi, hayatı algılama biçimi vardı ve tiyatrosunu buna hizmet edecek şekilde değiştirdi.
 
Sonuç olarak tiyatro bir kültürleme (kültürleme; insanoğlunun çocuk veya ergin olarak kendi kültüründe etkinlik kazanması ve eğitim süreci sırasında karşılaştığı bilinçli ve bilinç-dışı şartlandırmalar; kültürleşme genel anlamıyla, başka bir kültürle ilişki ve ya alışveriş sonucu ortaya çıkan bir tür kültür değişmesidir.) dolayısıyla bir eğitim imkanıdır. En önemli avantajı ise, salt bir bilgi aktarımı değil bir düşünme biçimi, bir ifade tarzı aktarmasıdır. Bu yüzden bugün sosyalist tiyatro düşünsellikten yana tavır koymalıdır. Seyirciyi tiyatroda aktifleştirebilen, anlık coşkulara ve duygusal boşalımlara rağbet etmeden, halk popülizmine kapılmadan bilinç aktarma yolunu seçen, çelişkilerin altını çizen bir tarz tutturmalı. Sosyalist Tiyatro sadece sosyalistleri konu alan tiyatro değildir. Bizim tiyatromuz statükocu olmayan aksine sorgulayan, eleştirel bakabilen ve düşünmesini seven bireyin propagandasını yapmalı. Sosyalizmin ihtiyaç duyduğu bireyleri ancak bu şekilde yaratabiliriz.

Kategori: 

Ana Resim: