Özgür Yaşam Kooperatifi ile Röportaj

SORU 1 : DKTT ne zaman ve nasıl kuruldu?

Duvara Karşı Tiyatro Topluluğu fiili olarak 1996 yılında kuruldu. Fakat topluluğun bileşenlerinin tiyatro ile buluşması çok daha öncelere dayanıyor. Daha yakın bir tarihten alırsak, önce Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Şiir Topluluğu olan Nemesis vardı. Bu topluluk 2 sezon dramatize şiir dinletileri yaptıktan sonra eğilimler tiyatro yönüne kaydı ve yine Üniversite bünyesinde Ege Ensemle kuruldu. 1996 yılına gelindiğinde artık topluluk kendini Üniversite bünyesinde ifade edemez olmuştu ve topluluk üniversiteden ayrılarak Duvara Karşı Tiyatro adını aldı. Bu kararda kişilerin tiyatro yapma isteğinin belirleyiciliği kadar artık popüler yaşama, dayatılan sanat algılayışına ve aslında toplamda hayata karşı duruşların daha netleşmiş olmasının da büyük payı vardı. Böylelikle DKTT olarak duvarı karşımıza daha bir cepheden alabildik.

SORU 2 : DKTT kurumsal işleyiş olarak nasıl çalışıyor?

DKTT, hiçbir zaman hiyerarşik işleyişi olan bir topluluk olmadı. Topluluğu otonom örgütlenmeye çalışan bir toplam olarak tanımlayabiliriz. Bu nedenle topluluk için, gelişim farklılıkları ortadan kaldırmak ve kadrolar oluşturma önemli bir yerde duruyor. Topluluk hem kendi kadrolarını yetiştirmek ve hem de teatral birikimini arttırmak için kesintisiz ve yoğun pratik ve teorik çalışmalar yapmaktadır. Periyodik olarak yapılan çalışmalardan bazıları, oyun dramaturgileri, oyunculuk tekniklerine ve eğitimine dair teorik ve pratik çalışmalar, yazım çalışmaları, felsefe / sosyoloji / ekonomi – politik ve tarih başlığı altında toplanabilecek kuramsal çalışmalar vs. dır. Topluluk yaklaşık olarak 2 sezonda bir kursiyer almaktadır. Kursiyerlere yaklaşık olarak 1 tam yıl boyunca ortalama olarak haftanın 3 günü grubun kadroları tarafından yoğun bir biçimde teorik ve pratik çalışmalar verilir ve bu sürecin sonunda kursiyerin grubun kadro perspektifi gereğince tüm çalışmalara eklenmeleri beklenir. Topluluk, her ay yaptığı organizasyon toplantıları ile hem bir önceki ayda yapmış olduğu tüm pratik ve teorik işleri değerlendirir ve hem de bir sonraki ayı planlar. 

 SORU 3 : DKTT toplumsal olaylara ve sorunlara örgütlü tavır alan bir kurum olarak değerlendirilebilir mi?

DKTT, tiyatro yapmayı hiçbir zaman başlı başına bir amaç olarak tanımlamadı. Tiyatro bizim için her zaman kendi toplumsal tavrımızı göstermenin bir aracı olmuştur. Bu bakış ister istemez örgütlü bir tavır göstermeyi ve kendi kurumsallığını oluşturma zorunluluğunu beraberinde getiriyor. Biz tiyatroyu bir değişme ve değiştirme ilişkisi olarak tanımlıyoruz ve zaten bu tam olarak da örgütlü olmayı gerektiren bir tavır.

SORU 4 : Size göre tiyatro, genel olarak sanat, toplum yaşantısında ve kişilerin iç dünyalarında bir dönüşüme neden olur mu? Olmalı mı? 

Elbette sanat başlığı altında tiyatronun toplum yaşantısında bir etkisinin olabileceğini düşünüyoruz. Zaten sanat tarih boyunca hep toplumların devinimleriyle birlikte devinmiştir. Kimi zaman var olanın devamını sağlamanın aracı olmuş, kimi zaman ise toplumsal muhalefetin bir aracı haline gelmiştir.). Her iki durumda da, toplumsal çelişkilerinin üstünün kapatılmasından ve dolayısıyla da mevcut toplumsallığın devamına hizmet edilmesinden bahsedebiliyoruz. Elbette bu durum, yaşamımızda pek çok şey gibi, gizliden yürüyen ve seyircinin hiç farkında olmadan tabi olduğu bir şekilde karşımıza çıkıyor. Sanat tarihine baktığımızda sanatın kökenlerinin hep gerçeği anlamlandırma çabasında yattığında görüyoruz. Bugün gerçek biraz daha karışık. Bize en gerçekmiş gibi görünen şeylerin hakkında bile daha fazla şüpheci olmak gerekiyor. Bize göre alternatif sanat, bugün var olan sanatın işlevini, sanatla kurulan ilişkiyi ve bahsettiğimiz bu gerçek tartışmasını farklı bir düzleme taşımakla sorumludur. Bunu sanatın yapabileceği bir iş olarak tanımlıyoruz. Böylesi bir sanat algılayışı yaygınlaşabildiği ölçüde bunun salt sanatı kavrayış boyutunda kalmayacağını tüm bir hayata dair bakışa yansıyabileceğini düşünüyoruz. Ama elbette sanat hiçbir zaman büyük yığınları aynı anda devindiren bir şey olmamıştır ve ondan bu da beklenemez zaten.

SORU 5 : Sanat – siyaset ilişkisine nasıl bakılmalıdır? Estetik kaygılar ile siyasal kaygılar birbirinin öncülü olabilir mi? 

 Aslında bu çokça tartışıla gelmiş ve bizimde çokça karşılaştığımız bir soru. Biz siyaseti yaşamdan ayrı yürüyen bir kanal olarak asla görmedik. Bilakis kurduğumuz tüm toplumsal ilişkilerin ve tüm sanat eserlerinin de politik olduğunu düşünüyoruz. Bir önceki soru da açıklamaya çalıştığımız gibi aslında popüler kültürü üreten sanatında yürüttüğü köklü bir siyaset var. Fakat eğer burada kastedilen bir sanat - karşı siyaset ilişkisi ise, evet bunu yapıyoruz, bunu ister istemez yapmak zorundayız. Çünkü eğer tüm sanat edimleri politiktir diyorsak ve bu politik olma hali de bir dünya görüşü ile farkında olarak veya olmayarak biçimlenmiş olmaktan ileri geliyorsa, elbette bizlerinde bir dünya görüşü var ve sanatı da bununla biçimlemekten başka bir şey söz konusu olamaz. Politik görüşümü askıya astım hadi tiyatro yapalım gibi bir şeyin pratikte mümkün olabileceğini asla düşünmüyoruz. Bunu en çok becerdim diyebilen bile aslında farkında olmadan duyarsızlığın, eğlence kültürünün, var olan sistemin devamlılığının vb. politikasını üretiyordur mutlaka.

Estetik – Siyasal kaygı ikiliğine gelince, bu bizim birbirinden ayırabileceğimiz bir noktada durmuyor. Biz, estetiğin içerikten bağımsız ve salt biçime dair bir kavrammış gibi kavranmaması gerektiğini düşünüyoruz. Biçim ve içerik her zaman birbirini bütünleyen şeyler ama hiçbir zaman da çok iyi bir biçim buldum, hadi gel bunu uygun bir içerikle dolduralım gibi bir şeyden yana değiliz. Bizim için içerik dediğimiz şey biraz önce sanat – karşı siyaset diye kavramsallaştırdığımız bir yerde duruyor. Bunu farklı oyunlarda farklı konular altında yürütüyoruz ve bu ister istemez kendine uygun bir biçimi gerektiriyor. Yani var olan biçimler, içeriğini karşılamayınca, içeriğin yeni bir biçim bulmaya dayatıyor seni. Estetik tartışması işte bu noktada başlıyor. Bizim gibi tiyatro topluluklarının bir diğer handikabı da, sosyalist sanat adına çok az günümüze taşınabilmiş mirasa sahip oluşumuz. Bu durumda devralınan köklü bir miras olmayınca, kendi estetiğini sıfırdan kendin yaratmak zorunda kalıyorsun, bu da oldukça sancılı bir süreç.

SORU 6 : Sizler salon oyunlarından ziyade sokak tiyatrosu yapmayı tercih ediyorsunuz. Özellikle eylem alanlarında DKTT ile sıkça karşılaşıyoruz. Bunun bir nedeni var mı ?

DKTT ilk kez sokak oyunu yaptığında bunun teorik temelinin yanında çok sıcak bir pratik nedeni de vardı. İşten çıkarmalar yüzünden açlık grevinde olan İZSU işçileri için yapıldı oyun.

DKKT’nin sokak oyunu tercihinin bir nedeni bu, yani var olan direnişe, harekete, eyleme destek vermek. Sokak tiyatrosu tercihinin bir diğer nedeni de DKTT’nin hedef seyirci kitlesini sokaktan bulabileceğini düşünmesinde yatıyor. Salon oyunlarına sokakta karşılaştığımız seyirciyi taşımak ve sokakta yapamadığımız derinlikte tartışmak istiyoruz onlarla. Bugün tiyatronun salonda karşılaştığı seyirci oldukça elit bir seyirci ve değişimi içermiyor. Biz asıl değiştirici potansiyelin sokakta rastladığımız insanlarda olduğunu düşüyoruz. Çünkü yaşamın kendisi sokakta akıyor.

SORU 7 : Bildiğimiz kadarıyla DKTT oyuncuları tiyatrodan para kazanan kimseler değil, tiyatroyu meslek edinmemişler. Ama oyunculuk, sahne, tiyatro kuramı vs. hakkında ciddi bir birikime sahipler. Özellikle İzmir yerelinde bir çok amatör topluluğun yardım talebinde bulunduğu ve talebine karşılık bulduğu bir tiyatro kurumu olarak DKTT oyuncuları bunu nasıl yapıyorlar? Yani hem başka işlerde çalışıp hem de tiyatroyu nasıl yapabiliyorlar?

Eğitim çalışmalarımıza kurumsallığımızı açıklarken değinmiştik. Onun dışında diğer işler ile tiyatronun nasıl yürütüldüğüne gelince, biz asli işimiz olarak tiyatroyu görüyoruz. Yani yaşamımızın merkezinde duran şey her zaman tiyatro, diğer işler kimi yaşamsal zorunluluklardan kaynaklanıyor. Ama tek işi (bizim anladığımız şekliyle) tiyatro yapmak olan kadrolarımızın olması tartışması bizde halen yürüyen bir tartışma ama bu kısa vadede çözülecek bir sorun değil. Kişilerin para kazanma gerekliliklerinin olduğu yadsınamaz ve bizim tiyatro ile kurduğumuz ilişkinin birinci sırasında para kazanma yatmıyor, böylelikle de bu gereğin başka yollarla halledilmesi zorunlu oluyor. Bir de yaşamını tiyatrodan dolayı örgütlediğinden, diğer işlerin niteliği de ister istemez, tiyatronun koşullarının şeklini alıyor (part-time iş – bazı günler pazarcılık – öğretmenlik vs.) Tüm bu zorluklara karşı tiyatro yapmada belirleyen grubun kararlılığı ve isteği oluyor.

SORU 8 : Sanatçı olmak, bilim adamı olmak, entelektüel birikime sahip olmak, insana toplum içersinde bir statü sağlıyor. Toplum içinde yaşayan bireyler, bu statüyü içselleştirmiş durumda. Bu durum genel olarak sanatçının da kendisini farklı bir yerlere koymasına neden oluyor. Ancak sizler, gördüğümüz kadarıyla, böylesi bir sanatçı üst – kimlik tanımını reddediyorsunuz. Ne düşünüyorsunuz?

Sanatçı kavramı, “sanat için sanat” düşüncesinin yaygınlaştığı dönemlerde buna paralel olarak belirginleşiyor. Elbette bizim tanımladığımız sanat işlevi bu düşünceyle taban tabana zıt. Ama asıl önemli olan kendini meta ilişkileri ile biçimlenmiş mevcut sisteme karşı olarak tanımlayan ve buna alternatif olarak da sosyalizmi öneren bir bireyin ( ister bu bir tiyatro grubunun çalışanı olsun veya tek başına bir birey ) kendine dair bir üst-kimlik tartışması yürütüyor olması kendi ideolojisine oldukça aykırı olurdu. Bugün sanat burjuva kültürüyle biçimlenmiş hayata bir karşı duruş olmalı ve bu ne kadar kolektif bir karşı duruş olursa o kadar sevindirici bizim için. Burada kolektifliği tiyatronun bütün öğeleri için kullanıyoruz. Yani seyirci – oyuncu – üretim vs. Bu birlikteliğin içinde de oyuncuyu diğer öğelerden daha önemli bulmuyoruz. Önemli olan yapılan işin niteliğinde ve neye hizmet ettiğinde.

SORU 9 : Genel olarak yaşadığımız topraklarda ve dünyada tiyatro sanatının içinde bulunduğu durum hakkında ne düşünüyorsunuz? ( medya – Popüler kültür – siyaset – ekonomi ilişkileri çerçevesinde )

Her ne kadar popüler kültür kendine her geçen gün yeni araçlar buluyor ve kendini yeniden üretiyorsa da, bugün sanat artık kendine neyi işlev edinmesi gerektiğini gerçekten bilemiyor. Bu belirsizlikler günümüzde Post-modern sanat olarak karşımıza çıkıyor. Post-modern sanat zaten yaşam ile bağları iyiden iyiye zayıflamış olan sanatı tamamıyla hayattan koparıyor ve artık sanatın yegâne konusu kendisi oluyor. Sanat salt kendini konu ederken içerikten bağımsız olarak biçimsel denemeler şeklinde gösteriyor kendini. Her zaman yeniye gebe olması gereken deneysellik de sadece biçimsel arayışlara indirgenmiş oluyor. Günümüzde popüler sanatın içinde bulunduğu durumu kısaca böyle özetleyebiliriz. Fakat bizim için asıl olan sosyalist olarak tanımladığımız sanatın bugün ne durumda olduğudur. Çünkü egemen ideoloji tarafından belirlenen sanat algılayışının bugün post-modernin dışında bir yöne gitmesi beklenemezdi. Bu anlamda bizim, sanatı değerlendirirken ki kriterimiz de popüler sanat değil sosyalist sanat olmalı. Fakat baktığımızda sosyalist sanat adına ciddi bir birikim ve gelişme görmüyoruz. Sanatın bugün sosyalizm adına güçlü bir silah olduğu tüm sosyalistler tarafından tespit edilmesine rağmen buna yönelik pratik ve nitelikli bir çaba örgütlenmediğini ve geri planlara atıldığını görüyoruz. Böylelikle de sosyalist sanat yetkinleşemiyor ve gelişemiyor.

SORU 10 : DKTT’ nin geleceğe yönelik kısa ve uzun vadeli planları nelerdir? Gelecekte ne tür çalışmalarınız olacak?

Şu sıralar “Avrupa Birliği” gündemli bir sokak oyunu hazırlıyoruz. Ayrıca yine kısa vadede, Kapitalizmin hegemonya ilişkisini konu alan bir sokak oyunu projemiz daha var. Bunun yanında “George Bühner” in “Woyzeck” adlı oyunundan uyarladığımız ve su an çalışmaları süren salon oyunumuz var. DKTT’ nin her zaman perspektifinde olan bir diğer şey de sosyalist kurumlarla kurulan ilişkinin güçlendirilmesi ve deneyim paylaşımının arttırılması. Ayrıca Ekim ayında yeni oyuncular almayı planlıyoruz ve bu yeni kurs programının hazırlık çalışmaları da yürütülüyor. Uzun vadeli olarak söyleyebileceğimiz hedefimiz, bir kültür merkezi oluşturmanın koşullarının yaratılmaya çalışılması olarak söylenebilir. Bunun için, hali hazır da topluluk içinde bir sinema birimi oluşturmak gibi bir çabamız var.

SORU 11 : Son olarak, Özgür Yaşam Eğitim ve Dayanışma Kooperatifi’ nin çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bugün kapitalizmin, insanla yaşam arasındaki uçurumu derinleştirmesinin bir yolu da, insanı bilgiden uzaklaştırmak. Bu duruma karşı üretmiş olduğunuz çabayı anlamlı buluyoruz. Böyle kurumların yaygınlaşması gerektiğini düşünüyor, Özgür Yaşam Kooperatifinin çalışmalarını yürekten destekliyoruz.

Kategori: 

Ana Resim: