Sokakta duvara karşı tiyatro - Sinan Sarısaltık

“Biz,

adımlarını tarihin akışına uyduran

temelleri çöken emperyalizme vuran,

yarını kuranlarız.

O duvar

o duvarınız, vız gelir bize vız!...”

Nâzım Hikmet

“Duvara karşı tiyatro yapmak/çabalamak (egemen, dayatılan) yaşama, (popüler) kültüre, (bunlarla biçimlenen) tiyatroya ve tabii ki seyirciye (yaşamda ve oyunda seyirci kalana, seyredene) karşı yapmak...” İzmir’de 1996 yılı sonunda Duvara Karşı Tiyatro Topluluğu, duvara karşı sanatsal bir cephe alınarak kuruldu. Karl Marx’ın kültürü, insanın doğaya karşı yapıp ettiği her şey olarak tanımlamasından yola çıkarak, toplumların oluşturdukları kültürleri, doğayı ve kendi yaşamlarını değiştirme faaliyetinin ürünü olarak tanımladılar: “İnsanoğlu’nun her türlü sanatsal etkinliğini de kültürün dışında tutamayacağımızdan, tarihten günümüze insanlığın bütün sanatsal etkinlikleri dolaylı ya da dolaysız olarak doğayı, kendi yaşamlarını değiştirme ve belirleme isteğinin ürünü olduğu sonucuna vardık...”

Bu düşünce 1996’dan bu yana Duvara Karşı Tiyatro’nun varlık nedenini ve temelini oluşturan düşünce oldu. Bu düşüncenin yaşamasında ve topluluğun kuruluşununda yer alanlar; Cihan Taylan Akdağ, Serdar Eroğlu, Emin Kılıç, Melda Anıl Köse, Hakan Nazım, Sevgi Sönmez, Yelda Tan, Döndü Ünal ve Metin Tülü.

Tiyatronun maskeleri

Topluluğun kurucularından Metin Tülü, seyirci ve tiyatro arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, “Günümüzü ve günümüz tiyatro eylemini incelediğimizde vardığımız sonuç, bugün için tiyatro etkinliğinin ölümcülleştiği oldu. Seyirci tiyatroya, değişme-değiştirme ilişkisinin tamamen dışında gündelik yaşamda oluşturduğu maskeleri ve savunma mekanizmalarıyla geliyor. Böylece kendisini dışarıdan gelen etkilere kapatıyor, izlediği oyunla yüzleşmiyordu. Bunun sonucunda seyirciler ve sahnedeki oyun arasında karşılıklı etkileşim ve tartışma ortadan kalkıyor. Tiyatronun yaşamsal damarlarından biri kesiliyordu” dedi. “Seyirci, bir sanat etkinliğini izleyecek olmanın haklı gururu ve heyacanı içerisinde şıkır şıkır giyinip tiyatroya gidiyor. Tiyatroda toplumsal ya da ahlaki mesajları izliyor. Tüm değerlerin bir kez daha doğrulandığını görüp çılgınlar gibi alkışlayarak rahatlamış bir halde evine dönüyordu. Başı ve sonu önceden belirlenmiş kötü bir tören gibi. Tabi-i bu ölümcüllüğü seyirci ve oyun birlikte oluşturuyordu. Özel olarak bu kötü törene göre hazırlanmış oyunlar, bu sorunu görmezden gelerek, onunla uzlaşan oyunlar ve kentli, elit bir seyirci merkezli repertuvar seçimi” diyen Tülü, tiyatronun halk tarafından ve halk için yaratıldığını, türkü, halay, düğün, şenlik gibi değiştirici özellikleri olan ve insanı ile omuz omuza yürüyen bir gereksinim olduğunu hatırlattı. Bugünün tiyatrosuna ve tiyatro kültürüne getirdikleri eleştirilerin kendi tiyatro anlayışlarını netleşdirdiğini sözlerine ekledi. Yaşayan bir tiyatro için yola çıktıklarını söyleyen Tülü, Piscator, Brecht ve Boal gibi tiyatrocularında bu yolda topluluğun referans kaynakları olduğunu ifade etti.

Oyunlarımızı sokağa taşıdık

Sedat ise, “Topluluk kendisine koyduğu bu hedeflere sadece salonlarda ulaşamayacağını görmüş ve salon oyunlarının yanı sıra sokağa da taşarak değişmek ve değiştirmek isteyen yeni seyirci kitlesine, onlara giderek ulaşmayı amaçlamıştır. Böylelikle sokakta, mahallelerde, işyerlerinde ve alanlarda bu seyirciyle buluşmaya çalıştık. İnanıyoruz ki, sokaklar yaşayan tiyatronun filiz verdiği yer olacaktır. Bunları yaparken, seyirciye doğruları dikte eden bir üsluptan ziyade, daha çok toplumsal sorunları konu alan, güncel çelişkilere işaret eden, seyirciye soru soran ve tiyatronun kendine özgü dilinden ve estetiğinden ödün vermeyen bir dil oluşturmaya çabaladık” diyerek, çoğu kez oyun metinlerini de kendilerinin oluşturduğuna dikkat çekti. Benzer anlayışla tiyatro yapan gruplarla da ortak çalışmalar ürettiklerini söyledi.

“Bütün bunların yanı sıra topluluk kurumsallaşmak ve kadrosunu süreklileştirmek için dönem dönem kurslar açmakta ve kendi kadrolarını oluşturmaya çalışmaktadır. Halen Buca’daki çalışma atölyemizde pratik ve kurumsal çalışmalarımızı sürdürmekteyiz” diyen Cihan Taylan Akdağ, bugün için topluluğun genişlemekte olan bir kadro yapısına sahip olup kadrosunun; öğrencilerden, işlerinin yanı sıra tiyatro yapanlardan ve profesyonel çalışanlar oluştuğunu belirtti. Duvara Karşı Tiyatro Topluluğu bugüne kadar 16 farklı oyunu salonlarda ve sokaklarda sahneledi. Bunların arasında “Takkesini kap, kafasına bak” ve “Sevgi emek ister” adlı çocuk oyunları da bulunuyor. Topluluk, ışık söndürme eylemlerine katılarak “Hayır de!” adlı savaş karşıtı oyunu sahneliyor. Oyuna eyleme katılanların ve çevredeki insanların ilgini çekiyor.

Kaynak: Evrensel - 26.02.2003

Kategori: 

Ana Resim: